Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!.elimden geldiğince birşeyler yapmaya çalıştım buyurunuz efendim.sayfamla alakalı tüm yorum ve eleştirilerinizi buraya yazabilirsiniz.her türlü eleştiriye açığız inş. selam ve dua ile..
Comments (53)
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in
Filistin'de düğün var anne… Firdevs, kapılarını ardına kadar açmış konuklarını ağırlıyor Yahudi namlusundan çıkan her bir kurşundüğün davetiyesi olarak düşüyor göğüslere… Filistin'de toplu düğün var anne… Varsayın ki yanınızdayım demekle olmuyor biliyorum… Nisa-75'i hatırlatma n'olur! Mazeretlerim var… Ben kadın değilim… Yaşlı da değilim… Çocukluğu terk edeli yıllar oldu… Dedim ya mazeretlerim var…Seninle büyütmediler Filistinlim…Seni sevmek neyi gerektirir? Anlatmadılar…Uzaktan sevmekle olmuyor… Dualarım sizinle demek de olmuyor… ,,, Firdevs düğünleri kanlı olur biliyorum, Barut kokularıyla uğurlanır gelin ve damat adayları… Orda olmak lazımdı, farkındayım… Dedim ya mazeretlerim var… ,,, Evladını firdevse uğurlayan bir anne neden ağlar? Annen bana ağlar Filistinlim, bana ağlar… Varlığım acı verir annene… Annen sensiz kalırken, ülkemin yazarları öfkelerini makalelere kusacaklar… Kahrolsun diyecekler yahudilere… Oysaki 'kahrolsun! Kurşunu' ne öldürür ne de yaralar… Ümmetin gazını almaktan öteye geçmeyeceğini de biliyorum… ,,, Memleketinden yükselen her bir çığlık Nisa–75 olarak düşer memleketime… Ne ben farkındayım ne de hocalarım farkındalar… Sen firdevs'in nüfusuna artı bir olarak düşerken ben burada sırasını bekleyenlerden olur muyum acaba? Bir gözüm Ahzap–23 de, diğer gözüm Nisa–74 de… ,,, Seni sevmek neyi gerektirir? Bunu bana anlatmadılar Filistinlim… Klavye,Kalevye,Yürüyüşler merhem olmuyor farkındayım Ne zaman ki 'madde in İsrail'markalı davetiye düşer memleketime İşte o zaman anlarım acılarını… ,,, Düğününe katılamadım;Var say ki tembelim…Var say ki korkağım…Var say ki kardeşlik ruhum yerle bir…Var say ki dünya hayatı aldattı…Var say ki ölümden korkuyorum…Var say ki cihadına küçük diyenlerden oldum… ,,, Var sayma n'olur…Sen ki ebedi hayatı kazananlardan oldun…Ben ise ağzı açık bi şekilde firdevsteki hayatını okuyorum…N'olur gir rüyalarıma ve bana Al-i İmran 170'i oku…Buna çok ihtiyacım var…
Ben miyim karanlıklar içinde , yoksa karanlık mı benim içimde ? Güneşi mi kaybettim yoksa güneş mi unuttu doğmayı ?
Gecenin sessizliği mi çınlayan kulağımdaki yoksa sensizliğin içindeki sessizlik mi çığlık çığlığa bağıran?Ben miyim çıldıran yoksa sensizlik mi beni benden alan?Kelimeler mi yetmiyor anlatmaya yoksa ben miyim sevgimi anlatamayan sana?
Her Lafa Verilecek Bir Cevabım Vardır Önce Lafa Bakarım Laf mı Diye Sonra Söyleyene Bakarım Adammı Diye
üç kuruşluk adama beş kuruşluk değer verirsen seni arda kalan iki kuruş için satar.....
NE ZAMAN Kİ, DENİZLER GÖL, GÖLLER DENİZ OLURSA, KAYALARDA NÜLİFER, AĞAÇLARDA GÜL BİTERSE, GÜNEŞ KARARIR, AY ÇİMENLER ÜSTÜNE DÜŞE
Ne olur Allahim ! Günah islerken alma canimi.., Tevbe ederken al.., Veya bir hayir islerken,senin rizan için.. Allahim ! Inan zor,cok zor bu savas.., Seytan zeki,nefsim ahmak,ben yavas.. Oyle bir an geliyor ki , Deniz bitti,umut karaya vurdu diyorum.., Rahmetin yetisiyor imdada..,oluyor bana yoldas.. Ah bir kuvvetlendirebilsem imanimi.., Nefs’imi istedigim galiba bir sokabilsem.. Yazikki imanla küfür atbasi gidiyor.. Bitiş çizgisine çok kalmadi biliyorum.. Ipi gögüsledigimde, Iman olsun o gösün içinde.. Ne olur Allahim ! Kafir olarak alma beni huzuruna.., Yak gerekirse su günahkar bedenimi.. Yillarca cehenneminde.., Ama son nefeste imanla al canimi,ne olur Allahim !.. Merhamet et su günahkar kuluna, Canim feda kitabinin ,Habibinin yoluna.. Biliyorum günahkarim,isyankarim ben ama, Rahmetinin büyüklügü umudum, Beni nefs’imin ve seytanin eline birakma Allahim !.
IRAK - IRAQ
ÇEÇENİSTAN - CHECHNYAFİLİSTİN - PALESTINE
DOĞU TÜRKİSTAN - EAST TURKESTAN
Sevdiğin birini yitirince bir yanın onunla beraber topraga koyulur..Harabe bir ev gibi buruk bir yanlızlığa esir olur yureginiz hep kanar kanar ruhunuzda tufanlar olur!Eviniz, yureginiz, hayatiniz da eksiklik hissedersiniz!!Öyle bir yara ki üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin genede canını yakar.Acisi hafiflese de hep daha fazla boslugunu yoklugunu yureginizde tasirsin..Öyle bir yaraki iyileştiğinde bile kanar.Bir daha gülemeyeceğini,asla hafifleyemeyeceğini sanırsın.Karanlıkta el yordamıyla ilerler gibi akar hayat. Önünü göremeden,yönünü bilemeden,sadece şu anı kurtararak..Gönlünün kandili sönmüş,zifiri gecede kalmışsındır.Ama işte ancak böyle durumlarda, iki göz birden karanlıkta kalınca, bir üçüncü göz açılır insanda.Kapanmayan bir göz...Ve ancak o zaman anlarsın ki bu alem sonsuza dek sürmeyecek. Hazandan sonra başka mevsimler, bu çölden geçince nice vadiler gelecek;bu ayrılığın ardından da ebedi vuslat ile sevdigimize kavusacagiz...
ZALİMİN ZULMÜ VARSA MAZLUMUNDA ALLAH`I VAR..BUGÜN KORUMASIZ KIMSESIZ HALKA ZULMETMEK KOLAY..YARIN HAK KIN DİVANI VAR...Rahman ve Rahim olan Allah'ın adı ile "Sakın,Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak,Allah onları(cezalandırmayı),korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor." İbrahim Suresi 42.Ayet BUTUN MUMINLER KARDESTIR
ALLAH(cc) RIZASI İÇİN ÇİN MALLARINI ALMAYALIM UNUTMAYALIMKİ ALDIĞIMIZ HER ÇİN MALI ÖDEDİYİNİZ HER KURUŞ TÜRKİSTAN'DA BİR TÜRK KARDEŞİMİZE SIKILAN BİR MERMİ ATILAN BİR BOMBA OLARAK GERİ DÖNİYOR...
30 milyon Müslüman Türk’ün, dert sofrasından yiyip içtiği acılı bir coğrafyadır Doğu Türkistan… ‘’Öz yurtlarında parya ‘’ olan bu insanlar, senelerdir zulmün en kallavisini işkencenin en agrini görüyorlar…
’Eğer siz İslam’la ilgilenmezseniz, İslam sizinle ilgilenecek
EY HER ÂNININ ölümüyle lezzetindeki elemi tattığı halde hâlâ den’i olana hırsla sarılan nefsim! Sanki dünya olmuşsun da ömrünün kıyamete kadar süreceğini vehmedip habire erteleyip duruyorsun. Heyhat! Nice kıyametler kopmuş başına da farkında değil misin? Yakın olan her geleceğin aslında gelmiş olduğunu bilmiyor musun?
SİNCAN DEĞİL,DOĞU TÜRKİSTAN…
Etnik sorunlarda çok hassas(!???) , soykırımı sorunlarında kül bırakmayan BATILI İNSAN HAKLARI KORUYUCULARI nerededirler?
Konusmak isterdim
Konusmak yeterli olsaydi... Kelimeler yutulup, Kalbe inebilseydi.. Göz göremedigini görse, Akil akledemedigini... Belki o zaman Daha az üzülürdük Bir hüzün nöbeti sirasinda Kör ve sagir ve dilsiz olmak Yeniden yorumlanirdi bize.... Ve biz `kendimiz` olurduk; Anlayan, Anlatan Anlasilan HAKKINI SAVUNAN ...
Ne de Rahmet dolardi gökteki bulutlara,coşa gelir ve yağardı yağmurlar Kudüs’ün yanık bağrına…
Ahh yerlerin minik mücahidleri, ahh göklerin şanlı şehitleri… öpmek isterdim o taş atan minik ellerinizi teker teker. Belki o zaman elleriniz hüzün dolu bağrımı teskin eder.
Ahh Şeyh Ahmet Yasin, senin gülüşünle gülerdim hep. Sarıldım hayaline, asr-ı saadetten günümüze taşıdığın kokuna doyardım. Ne de büyüktü yüreğin senin, tüm ümmeti kucaklardı çolak ellerin, öpülesi ellerin…
Sokakları düşer aklıma Gazze’nin. Barut, kan ve cesetlerin arasında dirilen, direnen; o kökleri ta cennete, dalları yüreğimizde kutlu sevdanın mubarek, mukaddes, muvahhid erlerini görür gibiyim yanımda. Bağrında bir kurşunla cennete “selam” diyenlerin şehadetini ve meleklerin onlara şahitliğini işitir gibiyim. Okul çıkışlarında, oyun sahalarında taşa karşı mermi oynayan cennet gözlü çocukların tekbirlerine eşlik ederim. Düşerim yollara, kahpe Yahudi’nin inancını boğarım, var gücümle…
Ruhum bir siper olsa ve kurtulsa Aksa… Bir damla kanım Aksa, cennete kadar, şahitliğe kadar, şehitliğe kadar el-AKSA!!!
Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim Ey Allahım ! Efendimiz, büyüğümüz Muhammed'e, evladu iyaline, ashabına salatu selam eyle.(Rahmet et, selametlik ver.) Güllerin Efendisi
Güllerin Efendisi dediler ya Sana.. Gülleri sevmem bundandır. Gülizarlarda dolaşıp üzerime çiğ çiğ gül kokuları yağsın demem bundandır. Hasretlik bir sevdayı güllerle bezenmişçesine içime çekişim ve her hayal kırıklığında Senin kırık kalbini hatırlayışım bundandır efendim..
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yetimler hakkındaki hadîs-i şerîşerinden bir kısmı şöyledir:
“Ben ve yetimi himâye eden kimse cennette şöylece beraber bulunacağız.” buyurmuş ve işâret parmağıyla orta parmağını, aralarını biraz aralayarak göstermiştir. (Buhârî, Talâk 14, 25, Edeb 24)
“Bir kimse, müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, Allâh Teâlâ onu mutlakâ cennete koyar.” (Tirmizî, Birr, 14)
“Bir kimse sırf Allâh rızâsı için bir yetimin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap vardır.” (Ahmed bin Hanbel, V, 250)
Bir imtihandır yetim. Yiyen, içen, yürüyen, konuşan bir imtihan.
Dul annesine, dedesine, amcasına, babasının din kardeşlerine, insanlığa imtihandır.
Kazanırken herkesinin kazandığı, kaybederken ise, yetimden önce öbürlerinin kaybettiği bir imtihan.
mala esaretimizin olup olmadığı, “benden doğmasa bile bana ait” çocuklarımın, bağrıma basacak bebelerimin olup olmadığını test eder.
İnsan ve mal yan yana geldiğinde neyin öne geçeceğini test eder.
İnsanla başlayan ve onunla devam eden bir imtihanın adıdır o.
Yetimlikle iç içeyiz. Kimse bir yetimin torunu olmadığını belgeleyemez. Bu ümmetin peygamberi de yetim geldi. Yetimi korudu, yetimi kollamayı vasiyet etti. Rabbi ona emretti o da ümmetine. Yetimi okşadı. Yetim babalarına cennet vaat etti. Cennette kendisine iki parmağın yakınlığı kadar yakın bir konum vaat etti.
Yetim olabilirdim, o ezikliği ve eksikliği yaşayabilirdim. Babalı büyümenin şükrü olarak bir yetime kefil olma ve ona yürek açma vefası göstermek kendini anlamış olmaktır.
Yetimle sabrımız ölçülür; insanların neredeyse kendi çocuklarına tahammül edemedikleri bir zamanda, dinden ve insaniyetten kardeşimiz olan “elin çocuğu”nun yerli yersiz sıkıntılarına ne kadar tahammül edebileceğimiz ölçülür.
İman ettiğimiz Rahman Rabbimizin rahmetinden payımıza ne düştüğü ölçülür.
Bunun için yetim rahmettir, sabırdır, ispattır, imtihandır.
Sadaka vermenin, Allah yolunda infakın en verimli alanlarından birisi yetime bakmak, onun hayatına kefil olmaktır..
Esslamın aleyküm abi sayfanı inçeledim.Çok beyendim Allah'a emanet ol.
Buda benim sana yazdığım bir yazı ama benim beğendiğim bir yazıdır:
Her Tövbe Bir Müjdedir...
Hz. Peygamber A.S. Efendimiz şöyle buyurdular: Bir adam bir günah işlemişti. “Allahım günahımı bağışla!” diye yalvardı. Bunun üzerine Allahu Tealâ şöyle buyurdu: “Kulum bir günah işledi ve günahını bağışlayacak, onu günahından dolayı hesaba çekecek bir Rabbi olduğunu bildi.” Adam bir daha günah işledi ve tekrar, “ey Rabbim, günahımı bağışla!” diyerek Allah’tan af diledi. Yüce Mevlâ aynı sözü bir daha buyurdu. Bu adam tekrar günah işleyip yine af dilediğinde ise şöyle buyurdu: “Kulum bir günah işledi ve günahı bağışlayacak, onu günahından dolayı hesaba çekecek bir Rabbi olduğunu bildi. Ey kulum! Ne yapsan da ben seni affettim.” (Buharî, Müslim) * * * Bu müjdeli ifadeler insanı günah işlemeye değil, tevbeye teşvik ediyor. Zira hadis-i şerifte açıkça bildirilen engin rahmetin sebebi, günahtan hemen sonraki yakarış ve tevbe. Evet; insanoğlu hata ve günah işlemeye meyilli. Bunun sebebi ise yaradılışndaki zayıflık. Ama onun bu kusuru her an büyük bir avantaja dönüşmeye de elverişli. Kalpten, gösterişsiz, samimi bir yakarış ve özür, işte merhametliler merhametlisi Rabbi’nin hoşnutluğu. O hoşnutluğun ardında ne mi var? Tabii ki ebedi mutluluk ülkesi...
'Ama biz tenhalaşmıyoruz ki ' dedi genç
kız gözlerini yere indirirken....
Biz sadece sohbet ediyoruz..... Konuşuyoruz güncel mevzulardan, yazıdan ve
kelimeden, gidişattan... zaman zaman havadan ve sudan… bazen derinlemesine,
bazen öylesine… ama saatlerce....
Tenhalaşmıyoruz dedi genç kız ısrarla...
Oysa neydi tenhalaşmak; kötü karakteri
şeytan olan üç kişilik bir film seti… Ya da iki kişinin şeytana yol haritası
çizdiği bir yarışın en önde seyreden otomobili…
Bir yalnızın iki olabilmek adına
nefsinde verdiği "kalbim temiz" brifingleri. .. kimine göre bir
kapıyı kapatmak kadar basit bir eylem... kimine göre tüm kapalı kapıların
üstüne kilitlendiği yarı karanlık bir sofa...
Bazen bir kadın ve bir erkeğin diğer tüm beşerin soluk alıp vermesi kadar çok
bahaneyi “doğru düşünce ve prensip” duvarlarına vurması, çarpması, kırması ama
yok edememesi…
Bazen de “biz iki olgun insanız, biliriz kendimizi” diyerek çiftlerin dağların
zirvesinde, ya da ormanın gölgesinde, yahut ırmağın akışında, tenha adına en
tenha neresi varsa orada bile tenhalaşamaması…yani yok edememesi o kesin
hadis-i şerifi… sorumluluğunu buharlaştıramaması… o sorumluluk ki kadın ve
erkeği saçından yada eteğinden kavrayıp kalabalıkların içine çekmeye
muktedirdir…
Ama biz tenhalaşmıyoruz dedi kız
üstüne basa basa…
Oysa ona göre sadece bir odada yalnız bırakılmışlık haliydi
tenhalaşmak… bir bay-bir bayan; masa, koltuk ve sehpa, duvar, halı ve
pencere…vs… oysa yaşanan neydi; bir bay-bir bayan; ekran, kablo ve teller,
kodlar, 01 ler, adresler…vs…
Bu açıdan bakmayı sevmedi genç kız “seslerimizi duymuyoruz mesela” dedi … oysa
ses, havanın ses tellerini titretmesi ve dilin beyinden aldığı emirle o çıkan
tınılara hükmetmesi demekti; ya dilim elime inip, parmaklarıma yürürse...
mesela tuşların her biri ses teli hükmüne geçip, parmaklar dil gibi ona
hükmediyorsa… öyle ya dile hükmeden akıl, parmağı başıboş bırakmaz değil mi?
Ama bakışlar yok dedi kız... gözler, anlamın ruhtan süzülerek ışıldadığı tek
yerdir dedi... "kaş ve göz yok!"dedi … oysa bakış; bir anlık iletinin
yanıp sönen sarı lambasından sadece birkaç “an” daha fazla yaklaştırır günaha…
camların önünde sevdiğinin bir bakışını yakalamak isteyen insanın duyduğu
iştiyakın belki yüzde kaçını, muhabbet ve ünsiyet kurduğu bir kişinin “oturum
açıldı” panosunu görünce de hissedebilir insan dediğin… söz bakıştan daha
tehlikelidir bazen... aşık olduğu kişinin gözlerine yanıp yakılan bir insan iş
muhabbete gelince dumura uğrar bazen.. yine ve daha fazla sözleri kalbi güneş
gibi saran bir insanın gözlerini görmez olur aşık…yani söz o bedenin gözü,
saçı, eli, ayağı oluveririr…
Ama harama giden bir ayak, harama uzanan bir el yok ki dedi kız; oysa bazen tüm
küçük adımları koca bir adıma sığdırıp tek adımda bulaşırız günaha… ve elin tek
bir hareketi ve bazen masum bir “tık” sesi ; bazen o kadar da masum ve yalın
olmayabilir… illa günah sıcak ve akıcı mıdır…seni alıkoyan her günah ister
millerce uzağında olsun, ister ışık hızı yakınında olsun senin ceza sebebindir…
Bir başka mütedeyyin bey ben eşimi aldatmam ki dedi özelindeki 12. bayanla
konuşurken… biz nitelikli sohbet ediyoruz... sözüm ona beyin fırtınaları
estirmektedirler… içeride yan odada çocuklarına laf anlatmaya çalışan hanımsa
kendisine ne zaman sıra gelecek diye bekler durur… beklesin bey irşad
etmektedir, cihad yazıları yazmaktadır…
Normal yaşantısında tek bir beyle bile kişisel muhabbete girmeyen dindar
bayanların adres defterinde onlarca bey ve bilgisayar başında geçen onlarca
saat… “kendin”leştirirsin yazıyı ve imgeleri.. komiksindir… cazipsindir…
denksindir.. ama çoğu kez Allah’a yalan söylersin… ben sadece din adına
yazıyorum, öğrenip-öğretiyorum dersin… "kardeş" dersin ama bunun
şimdilik olduğunu bilirsin…
Velhasıl; insan gittiği her yeri kendileştirir… sanalı da, hayali de… içindeki
isyankar yanına bir rumuz takar, isyan eder sinirlendiği konu başlıklarına…
içindeki saldırgan yanına bir isim takar sevmediği şahıslara saldırır… kalbine
hapsettiği aşık yanına bir isim takar ve site site maşukunu arar… bazen gününde
değildir mütevazı takılır… ama asla ve asla kendi ismini kullanmaz.. kendi ismi
mütevazi olamayacak kadar dik, saldırgan olamayacak kadar asildir…
Aman canım sanal ortamdayız dedi kız son koz olarak… unutmayalım ki; tüm
yaratılmışların ve tüm buudların, bildiğimiz-bilmediğimiz tüm alemlerin ve dahi
sanal alemin ilahı yine Allah (CC) tır. Ve şeytan kendini götürdüğün her yerde
ya eline ya parmağına musallat olmaya devam edecektir…
Ve son söz kendimedir.
Umarım ayşe genç sen eriyip tükenmezden evvel sahip olduğun tüm plastikler
eriyip kaybolur... ve sen bulduğun tek kömür parçasıyla ağaç kabuklarına yazı
yazmaya mahkum edilirsin….
İnnallâhe ye’muru bil adli vel ihsâni ve îtâi zîl kurbâ ve yenhâ
anil fahşâi vel
munkeri vel bagy(bagyi), yeizukum leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi
emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.
Nahl 90
Sadakallahülazim / Allah doğru söyledi
Sana bir dua eden
olsun...
Sen birine dua et..
Bilmezsin hangi kırık gönlün duasıdır......
Karanlıkları aydınlatan....
Sana ummadık kapılar açan....
Bilmezsin kimin için ettiğin duadır.......
Seni böyle ayakta tutan....... can dostlardır
"Dünya
çok kısa... Ahiret sonsuz olunca, sonsuzun yanında asırlar bile kısa
kalır. Çok kısa küçük hayırcıklar, az bir şey. Asıl hayır ahiret
hayrı..."
"İslâm'a
hizmet her Müslümanın görevidir; sadece hocaların, müftülerin,
vaizlerin, hafızların değil... Her mü'min, kendi meslek alanında ve
kendi eğitim birikim, imkan ve müktesebatı (edindiği bilgiler)
miktarınca, elinden geldiği kadar İslâm'a ve Müslümanlara faydalı işler
yapmaya çalışmalıdır, bu ağır yükün bir kısmını üzerine almalıdır ki,
İslâm payidar olsun, gelişsin, yayılsın, güçlensin. Bunun şerefi,
sevabı, mükâfatı çok büyüktür. Rabbim cümlenize bu mazhariyeti (şerefi)
nasib eylesin!"
Ne çok şey anlatır gözyaşları...Bazen söylenemeyen sözlerin sesi, bazen bir pişmanlığın diyeti ,bazen de bir sevda nefesi...Sessizliğin çığlıklarıdır aslında gözyaşları...Anlatılamayanı anlatmak ister karşısındakine...Eğer anlayabilirse...
İnsanoğlu bi garip...Sevinir ağlar, üzülür ağlar, hasret çeker ağlar, kavuşur yine ağlar. Kelimeler kifayetsiz kaldığında, gözyaşları görev başındadır. Aslında ağlayabilmek büyük bir nimet...Ve ağlamak taş kalpli olmadığımızı gösteriyor. Hala insan olduğumuzu, hissettiğimizi, DUYGUSUZ olmadığımızı...
Ama bazen gözpınarlarından aşağı süzülemez gözyaşları...Onlar dışa akıp ziyan etmezler kendilerini...Çünkü çok daha önemli bir görevleri vardır. İçteki bir yangını söndürmek isterler. Göz kapaklarınızın alev alev yandığı, boğazınıza bir şeylerin düğümlendiği, burnunuzun direğinini sızladığı oldu mu hiç? Dikkat ettiniz mi o anlarda gözyaşlarınızın istikameti neresi? En zor olanı bu belki de...
Ağlamak zayıflık mı? Neden ağlamamız gereken anlarda; yumruklarımızı, tırnaklarımız avuçlarımızı kanatıncaya kadar sıkar, boğazımızdaki düğümleri yutkunarak gidermeye çalışırız? Neden kaçırırız buğulanan gözlerimizi başkalarından?
Bakın ağlıyorum işte! Utanmıyorum kimseden...O kadar içime akıttım ki gözyaşlarımı!...Artık zapdedemiyorum içimdeki çağlayanı....
Ağlıyorum dostlarımın vefasızlığı için Ağlıyorum Yaradana vefasızlığım için Ağlıyorum özlediklerim için Ağlıyorum özleyip de kavuşamadıklarım için Ağlıyorum içimi acıtan kalp kırıklıklarım için Ağlıyorum istemeden de olsa kalbini kırdıklarım için Ağlıyorum unutulmaması gerekenleri unuttuğum için Ağlıyorum yaklaştıkça uzaklaştıklarıma Ağlıyorum tanıdıkça çirkinleşenlere Ağlıyorum kıymetini bilemediklerime Ağlıyorum sevsem de yüz bulamadıklarıma Ağlıyorum ziyan olan yıllarıma Ağlıyorum bir ömür ağlayamadıklarıma...
BU GÜN ÖMRÜMDEN, BİR SANİYE, BİR DAKİKA, BİR SAAT, DAHA BİTTİ... ALLAH"IM Senin sevdiğin şeylere bakmıyorsa bu gözlerim, Gözlerimi kapat ALLAH"IM... Senin sevdiğin şeyleri, Söylemiyorsa bu bu dilim, Dilimi tut ALLAH"IM... Senin sevdiğin şeyleri, Tutmuyorsa bu ellerim, Ellerimi tut ALLAH"IM... Senin sevdiğin yerlere gitmiyorsa bu ayaklarım, Ayaklarımı yürütme ALLAH"IM... Seni anmıyorsa bu KALBİM, Kalbimi durdur ALLAH"IM... BU GÜN ÖMRÜMDEN, BİR SANİYE, BİR DAKİKA, BİR SAAT, DAHA BİTTİ... ALLAH"IM...
Herkesin yalnış bildiği ve günlük hayatta çok yalnış, anlamı dışında kullanılan bir söz bu; Haydan gelen huya gider...
Bu söz, günlük hayatımız içinde "kolay ve emeksiz kazanılan şeyler elden kolay çıkar" gibi bir anlam yükleyerek kullandığımız bir atasözüdür...
Oysaki bambaşka bir sözdür bu ve bambaşka bir anlam içerir....
Bu cümlenin aslı; "Hayy'dan gelen Hu'ya gider" dir... Yani,Yüce Mevla'mızın "Hay" ve "Hu" sıfatları kastedilerek, " Her zaman diri olan Rab'den gelen yine o Rabbe dönecektir." manasına gelen bir sözdür... "İnna lillah ve inna ileyhi raciun" ayetinin tasavvuftaki karşılığıdır..
SELAM VE DUA İLE ABİİ.CIKTIĞINIZ BU YOLCULUKTA SİZE VE EŞİNİZE MUTLULUKLAR DİLERİM
1.Bizim gençlerden istediğimiz birşey var. Gençlerin büyük adam olmasını istiyoruz. Sizler aradığınız nizamı bulmaya değil kurmaya geldiniz. Büyük olması gereken gençler büyük adam olmak için şunları yapması gerekir: İlk başta içkiden, kumardan ve kız arkadaştan uzak kalmalıdır. Sonra namaza muntazam bir şekilde devam etmeli ve lisan öğrenmelidir. Böyle kıymetli insanlar yetişecek ve bu kıymetli insanlar milletin devletin dertlerine derman bulacaklardır. Şunu bunu tenkit etmek bu niye böyle, şu niye böyle demek yerine biz ne yapacağız? Onu sormak lazım. Bazı insanlar ben başbakan olsam der. Başbakanlığı bırakıp mahvolmamanın çaresini bulmak lazım. Bugün herşey insanın düşmanı olmuş. Kahvehaneler, bartlar, meyhaneler, plajlar, açık saçık kadınlar...vs. Bunlardan nasıl korunacağız? Onların çaresini aramak lazım. Zira her günah bir bataklıktır. Günahlara batanlar kaybolup gidiyor. Bugün devleti kurtarmaktan ziyade kendimizi nasıl kurtaracağız? Onu düşünmeliyiz. Kendini kurtaran insanlar devlete de millete de faydalı olur. 2.Ahiret var mıdır? Ölüm hiçlik ve yokluk mudur? soruları şuanki genç neslin kafasını çok sık kurcalıyor. Bu tür sorulara ne dersiniz? Bu dünyayı yaratan Allah (c.c) bir başka dünyayı da yaratmıştır. Ona ahiret denir. Ölüm hiçlik ve yokluk değildir. Ölüm ebediyen yaşamaktır. Herşey ölüp ölüp dirilmektedir. Ölüpte dirilmeyen birşey gösteremezsiniz. Bakın ölü gıdalar yiyoruz. Diri diri geziyoruz. Ölmüş gıdaları midemizde dirilten Allah (c.c) ölmüş insanları da diriltecektir. Ölüm uykuya benzer. Uykuda yatıyoruz cenaze gibi. Ölüm de derin uykudur. Başka aleme geçeriz. Orda dünyanın hesabını veririz. Ölüm kötü olsaydı, ölür müydü peygamberler. Demek ölüm kötü değilmiş!
Kalp: Göğsün en korunmuş kutsanmış yerinde uğuldayan çığlık. Hayatın sınırlarından tutunduğumuz kulpu. Kadim zamanlarda yerleştirilmiş uydu. Lacivert gecelerin saklandığı kuytu. Aydınlığı doğuran coşku. Benzeri asrısaadetli hatıralarda bulunabilecek vurgu…
Eski bir yıldız, ışığı asırları aydınlatacak. Söndüğünde şehrin ya da şiirin birer beyti kararacak. Hezimeti hizmete çeviren bu et parçası taşlaşmadan haşlanmalı imanın güneşiyle doğan sabahlarda…
Yürek: Cesaret ülkesinin efendisi. Aslan kaplan ya da başka huyların vücuttaki abidesi. En korkunç zamanların kaçmak bilmeyen külkedisi. Ayakkabılarını unuttuğu yerde durur, Yakup’un Yusuf’un gömleğine yüzünü sürdüğü andaki hissi. Bedir’de Uhud’da Hendek’de hayat bulur Muhammedi ifadesi.
Bu gece başka bakıyor karanlık gözlerime. Ağır ağır iniyor zaman yolculuktan yormuş sanki yüreğini.
Bu gece bir başka ağarıyor saçlarımın solgun renkleri, Uysun diye tenimin rengine.
Alnım secdede buz olmuş Vefasızlık bellediklerim ellerimde. Ellerim diyorum; Titrek mum ışığına mukabil, sorgudan sefil kaçaklıklara gebe. Her zerresi örtülse de tenimin saklanmıyor oyunbozanlar, Herşey alelade yerlerde. Gözlerim telaşlı hayret Hayret ki bakamıyorlar titrek ellerime
Gel diye haber salmıştın rüyalarımda. En sevgilinle şereflendirip garip uykularımı artık gel demiştin. Ay şavkını kıskandıran yüzünü gör de cana gel demiştin. Duyamadım Gelemedim Dönemedim… Şimdi hangi yusufçuk havalansa göklere, Sessiz bir ağıtla ağlar olmuş gözleri.Benim adım kahır olmuş Seccademde hüzün izleri.
Eksik bir şeyleri tamam kılamayan ruhum, Kısılmış tenha yanılgıların kumpaslarına. Günümün gecemin feri kaçmış, solmuş benzi harcanışlarda. Nebinin kimselere benzemez suretini kucaklatıp, Gül kokuttun hicranımı. Yine yaktın, yine ateşlere attın vefasızlığımı. Çığlıklarım usluca sığınmış bu defa geceye,
Sus olmuş… Tufana takılan saçlarım, Tutulması imkânsız deli taylar gibi yalnızlığa koşuyor. Bir tek senin adın tamam kılıyor her şeyi, ardında bir şey bırakmıyor.
Bu yalnızlık bitmez diyorlar, biliyorum. Yüreğimde koca bir ateş oysa. Adın tenimi yakıyor. Adın canıma değiyor. Şükür kaçkını dillerimi en kor alevlerle dağlasalar, Unutup yalancı suretlerle aldattığım yüreğimi, Yusuf ‘un karanlıklarına salsalar, Kurtulamam İbrahim gibi yangınlardan bilirim.
Canım eriyor damla damla, Tesbihim ağlıyor. Ve bir ah içerimi dağlıyor.
Yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış, yolda ilerlerken, bir bisikletlinin çarpmasıyla yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış.
Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar. Hemşireler, önce pansuman yapmışlar ve 'biraz beklmesini ve röntgen çekerek her hangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini' söylemişler. Yaşlı bey huzursuzlanmış; "acelesi olduğunu, röntgen istemediğini" söylemiş. Hemşireler merakla acelesinin nedenini sormuşlar. "Eşim huzur evinde kalıyor. Her sabah birlikte kahvaltı etmeye giderim, gecikmek istemiyorum" demiş.
"Eşinize haber iletir gecikeceğinizi söyleriz" deyince.
Yaşlı adam üzgün bir ifade ile "Ne yazık ki karım Alzheimer hastası hiç bir şey anlamıyor, hatta benim kim olduğumu dahi bilmiyor" demiş. Hemşireler hayretle "Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden hergün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz?" diye sormuşlar.
Adam buruk bir sesle "Ama ben onun kim olduğunu biliyorum" demiş.
Haftanın Sözü
"Çiçek sulandığı kadar güzeldir, Kuşlar ötebildiği kadar sevimli, Bebek ağladığı kadar bebektir. Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin, bunu da öğren, Sevdiğin kadar sevilirsin.....selam ve dua ile abii